16 Kasım 2018

Uzak Durmanız Gereken Yedi Ölümcül Pazarlama Günahı

pazarlamanın 7 günahı 600
Kibir, açgözlülük, şehvet, öfke, oburluk, kıskançlık ve tembellik.

Bunlar “yedi ölümcül günah” olarak da bilinen günahlar. Pazarlamanın günahları ise daha farklı. Pazarlamada yanlışa yanlış, günaha günah diyenler inanç sistemleri değil, insanlar oluyor; neticede bu pazarlama yanlışlarıyla muhatap olanlar tüketiciler, yani insanlar.

Pazarlamada, özellikle de dijital olanında, hangi günahlar daha ölümcül bir bakalım. Hangi günahlar sizin boynunuza da yazılıyor, siz de kendi hesabınızı kendiniz tutun.

Her fırsatta call to action kullanmak (Günah: Paragöz olmak)

Satış yaparak ayakta kalacaksınız ve işinizi döndüreceksiniz, kabul. Bunun için de satışa yönlendiren call-to-action’lar (mesajlar) kullanmanız gerekiyor. Ancak sitenizin her sayfasından, e-bültenlerinizden, sosyal medya hesaplarınızdan ve broşürlerinizden call-to-action fışkırmak zorunda değil. Ben sizi sadece kampanyalarınızdan dolayı seviyor olmamalıyım. Siz de bana ulaşabildiğiniz her mecradan satış yapma motivasyonunda olmamalısınız.

Ben sizi seversem sizden zaten alışveriş yaparım. Ama siz daha fazla satış uğruna beni bitmek bilmeyen pop-up’larla, upselling kampanyaları ve cross-selling satışları ile yorarsanız, en iyi call-to-action’ınız bile bendeki kötü hatıralarınızı canlandırır.

Sıkıcı kurumsal dile mahkumiyet (Günah: Sıkıcılık)

Her marka genç değil, her marka cıvıl cıvıl olmak zorunda değil. Özellikle B2B odaklı markaların (bkz: Sıkça Karıştırılan E-Ticaret Türleri) sıkıcı bir kurumsal dile sahip olmalarını anlayabilirim. Ancak sıkıcı bir kurumsal dile “mahkum olmayı” hiçbir zaman anlayamıyorum. B2B markalar için bile sıkıcı olmak dışında bir kurumsal dilin kullanılabileceği fırsatlar çıkabiliyor. “Kurumsal dilimizi koruyalım” hantallığı ve risk alamamak ise bu fırsatları kaçırmanıza neden oluyor.

B2B bir kenara; tüketicilerinizin daha eğlenceli, sıcak ya da genel olarak proaktif ve pozitif bir iletişime ihtiyacı var. Özellikle de Y kuşağı tüketicilerin. 2018 yılı itibarıyla Y kuşağı, önceki kuşağa göre daha fazla harcama gücüne sahip olacak ve 2025 yılında dünya nüfusunun yüzde 70’ini oluşturacaklar.

Yani sıkıcı olmak gibi bir lüksünüz yok.

QR kod kullanmak (Günah: İşbilmezlik)

QR koda rastla, telefonu cebinden çıkar, QR kod okuyucu uygulamanı seç (yoksa indir), QR kodu okut, QR kodun yönlendirdiği sitenin açılmasını bekle, QR kodun yönlendirdiği sitede ihtiyacın olan bilgiyi almaya çalış.

Okurken bile yoruldunuz ancak markalar (ve ajansları) QR kodlara yer verdikleri muazzam dijital pazarlama kampanyaları ile size ulaşmaya çalışıyorlar (ve ulaştıklarına inanıyorlar).

Arkadaşlar, sevgili küçükler, pek değerli büyükler: QR kod şeytan işidir. QR kodun kullanımı zordur. QR kod eskisi kadar havalı değildir (hala kartvizitinizde QR kod var mı?). QR kodlar metroda kullanılmaz. QR kodlar bir pazarlama stratejisinin baş köşesinde yer alamaz.

Yine de kimsenin hakkını yemeyelim, iyi QR kod kullanım örnekleri de bulunuyor. Türkiye’de iyi bir kullanımı oldu mu, tüketicilerimizin QR kod okutma alışkanlığı var mı yoksa “aa bak, ne de güzel QR kod” demekle mi kalıyorlar; bakın bunlardan emin değiliz işte.

Spam yapmak (Günah: Spam yapmak)

EticaretMag ekibi olarak kullanıcıların izni olmadan onlara kampanya e-bülteni gönderenler kadar kimseden nefret etmedik. Sevmiyoruz onları, yapmasınlar istiyoruz. Bu konuda epey yazdık da aslında ve ilgisiz yazılarda dahi birçok kez spam konusuna değindik. Çünkü özellikle e-ticaret sektöründe ve ondan sonra da internet odaklı girişimlerde bir an önce birçok kişiye e-mail üzerinden ve izinsiz ulaşmak günah değil gibi bir algı var(dı).

Artık birçok tüketici/kullanıcı spam e-postalara karşı tepkisini daha fazla ve daha sert bir şekilde dile getiriyor ve markaların bir kısmı da konuyu anlamış durumda. Biz daha fazla kendimizi ve sizi yormayalım; nasıl spam yapılır merak ediyorsanız buyrun: 8 Adımda Daha İyi Pazarlama: Spam Nasıl Yapılır?

Mobil site ya da mobil uygulama olmaması (Günah: Hantallık)

pazarlamanın 7 günahı
Mobile optimize edilmiş internet sitelerinin öneminden bahsetmeye gerek var mı? Her gün telefon ve tabletlerimizle ömür tüketiyoruz. Dolayısıyla gezindiğimiz sitelerde yaşadığımız deneyim marka hakkındaki birçok kararımızı da etkiliyor. Tıklayamadığımız bir buton, giriş yapamadığımız bir site satın alma kararlarımızı sorgulamamıza neden olabilir.

Yani özetle mobilde olmak zorundasınız.

Asıl mesele ise mobile optimize bir site mi, mobil uygulama mı tercih edeceğiniz. İkisi de olabilir ama yeter ki kullanıcıyı rahat ettirin.

Haber değeri olmayan basın bülteni göndermek (Günah: İşgüzarlık)

“Çok çok yeni bir siteyiz, haberimizi yapar mısınız?”
“Ayakkabı satıyoruz, bizden bahseder misiniz?”
“Türkiye’de e-ticaret çok fena arttı, haberimizi duyurur musunuz?”

EticaretMag olarak her gün onlarca basın bülteni alıyoruz. İşimiz bu ve işimizin en sevdiğimiz yanlarından biri de yeni girişimleri sektöre tanıtmak, girişimcilik konusunu beslemek.

Bu konu başlı başına bir yazıyı hak ediyor aslında ama kısaca bir noktaya değinmek istiyorum: Haber değeri olmayan basın bülteninizin nitelikli bir sitede yayınlanmasını bekleyemezsiniz.

Mecranın okuyucuları sizin basın bülteninizi okuduğunda eline ne geçecek, aklında ne kalacak; önceliğiniz bu olmalı. Amacınız bu olduğunda zaten doğru bir bülten hazırlamış olacaksınız ve çok yüksek ihtimalle işinizin/girişiminizin haberi yapılacak.

Haber değeri taşımayan bülteninizi yayınlayan (copy paste yapan) mecraya güvenmeyin, o mecrada sizinki gibi onlarca bülten yayınlanıyor ve hepsi eriyip gidiyor. Önemli olan bültenin yayınlanması değil, okuyucunun aklında kalacak olanın ne olduğu.

Sosyal medyada like ve retweet dilencisi olmak (Günah: Social Media Junkie/Geek/Rockstar/Buff/Monster Olmak)

Yedi günah arasından en az bir tanesinde sosyal medyaya yer vermesek olmazdı. En çok konuşulan, artık en çok bilineni ve en çok da afedersiniz bok atılanı sosyal medya ama maalesef hala like ve retweet için sosyal medya pazarlama planlarını oluşturanlar ve o atılan her neyse onu hakedenler var.

Etkileşim ve arkasından yayılımı sağlamak tabi ki önemli, like ve retweet peşinde koşmanın yanlış olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak dilencilik başka bir şey. Dilencilik sizin bir sosyal medya planınızın olmadığının işareti. Dilencilik sizin markayı ay sonu raporlarında engagement rakamları ile kandırdığınızın işareti. Dilencilik sizin markayı önemsemediğinizin, kendi sosyal medya başarılarınızı önemsediğinizin işareti.

Yapmayın. Alacağınız her like ve retweet’in marka için bir anlamı olmalı. Markanın sosyal medya bütçesi siz şov yapın diye değil, marka ile takipçiler arasında bağ ve iletişim kurun diye belirleniyor.

Şimdi aynaya bakın ve kendi günahlarınızı düşünün. Utanmayın, reddetmeyin; hepimizin günahı var, bizim de var (kartvizitimizde QR kod olduğu doğrudur).

Kendinize sorun, dilerseniz yorumlara ekleyin: Siz bugün işiniz için hangi günahı işlediniz?



Sosyal medya ve e-bülten ile de EticaretMag'ı takip edebilirsiniz!

EticaretMag Twitter EticaretMag 

Facebook Sayfası EticaretMag Youtube EticaretMag Google+ E-ticaret 

Türkiye Linkedin Grubu E-

ticaretMag RSS E-

ticaretMag RSS

Yorumlar

  1. harika özetlemişsiniz, elinize sağlık.

Fikrini söyle

*